ABD

KaraDeniz Media

Karadeniz Medyasi

ABD

ABD’den PKK/YPG’ye 21 milyon dolar nakit para yardımı

Esed rejimi ile destekçilerine yaptırım öngören “Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası”nın yürürlüğe girmesinin ardından ABD’li yetkililer, terör örgütü YPG/PKK’ya destek amaçlı 21 milyon dolar verdi.

Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Esed rejimi ile destekçilerine yaptırım öngören Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası’nı 17 Haziran’da uygulamaya koyan ABD, terör örgütü YPG/PKK’ya sahip çıktı.

ABD’li yetkililer, söz konusu yasadan etkilenmemesi için YPG/PKK’ya 21 milyon dolar nakit yardımında bulundu. Yasanın yürürlüğe girmesinden bir gün sonra maddi destekle rahatlayan terör örgütü, işgalindeki bölgelerde ödediği maaşlara yüzde 150 oranında zam yaptı.

Kaynaklar, bu yardımın tek sefere mahsus olmadığını belirterek, ABD’li yetkililerin, terör örgütünün ihtiyaç duyması halinde benzer destekler sağlamayı vadettiğini aktardı.

ABD Dışişleri inkar etti, Koalisyon net cevap veremedi

AA’nın örgüte yardım konusunu sorduğu ABD öncülüğündeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu Sözcülüğü, konunun muhatabı olarak ABD Dışişleri Bakanlığını gösterdi. ABD Dışişleri ise AA’ya konuyla ilgisi olmayan genel nitelikli bir açıklama iletti.

AA’nın, Koalisyona yeniden “SDG’ye (YPG/PKK) doğrudan mali yardımda bulundunuz mu?” sorusunu yöneltmesi üzerine Sözcü Albay Myles Caggins, SDG adını kullanan YPG/PKK’ya yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) önleme ve sağlık yardımı için 1,2 milyon dolar verdiklerini belirtti.

Caggins’e, “Aylar önceki sağlık yardımları değil Sezar Yasası nedeniyle nakit para yardımında bulundunuz mu?” diye sorulması üzerine ise devreye ABD Dışişleri Bakanlığı girdi. Bakanlık kendilerinin örgüte herhangi bir maddi yardımda bulunmadığını kaydetti.

Böylece ABD öncülüğündeki Koalisyon, AA’nın tespit ettiği son nakit yardımına ilişkin doğrudan ve net açıklama yapmaktan kaçındı.

ABD ve Fransa terör devleti kurmak için harekete geçti… Türkiye nasıl bir yol izleyecek?

ABD ve Fransa’nın desteğini arkasına alan eli kanlı terör örgütleri, “terör devleti” kurmak için ilk adımı attı. Türkiye’nin operasyonları devam ederken atılan bu adım Ankara’ya rest olarak yorumlandı. Yeni Birlik Gazetesi Yazarı Faruk Aktaş, bundan sonraki süreçte yaşanabilecek durumları ve Türkiye’nin adımlarını değerlendirdi.

Türkiye’nin Pençe-Kaplan Operasyonu’nu yürüttüğü günlerde, güney sınırlarımızda çok önemli bir gelişme daha yaşandı. Türkiye’nin güneyinde terör devleti oluşturmak isteyen ABD ve Fransa, Kürt gruplarla terör örgütleri arasında anlaşma imzalanmasını sağladı. Barzani yönetimi de bu anlaşmaya destek verdi.

Bu anlaşma, terör örgütlerine operasyonlar devam ederken, bölgedeki bazı güçlerin Türkiye’ye karşı çektiği rest olarak yorumlandı. Yeni Birlik Gazetesi Faruk Aktaş, geçtiğimiz günkü yazısında anlaşmaya ilişkin çarpıcı detaylar vererek, önümüzdeki süreçte ne olacağına ilişkin de kritik değerlendirmeler yaptı.

Aktaş, anlaşmanın bölgede sebep olacağı sonuçlara ve Türkiye-Rusya-ABD arasındaki denklemin oluşturabileceği tablolara ilişkin önemli açıklamalar yaptı.

Faruk Aktaş’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

“Barzanilerin sonu olacak”

Barzanilerin ABD zorlamasıyla bu işe girdiklerini düşünüyorum. Yalnız ABD zorlamasıyla da olsa özellikle Çavuşoğlu’nun iki gün önceki açıklamalarının doğrudan kendilerini hedef aldığını biliyorlardır. Yani PKK’yla iş birliği yapan herkesi aynı kategoride değerlendirecekleri yönündeki uyarıları aldıklarını düşünüyorum. Barzanilerin yönleri belli değil, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bir yandan PKK’dan kurtulmak istiyorlar bir yandan da ABD’nin PKK ile iş birliği yapma zorlamaları karşısında direnemiyorlar. Bu böyle devam ederse büyük ihtimalle Ankara, Bağdat’la çok daha güçlü ilişkiler üzerine Irak politikasını götürür, ki bu da giderek Barzanilerin sonu olacaktır.

“PKK HDP’yi daha agresif şekilde kullanmaya devam edecektir”

Türkiye uzun süredir PKK’ya ağır darbeler indiriyor. Ve PKK 15 Haziran’da çıkış hamlesi planlamıştı kendisi açısından. HDP’nin bu yürüyüşünü de o hamlenin bir parçası olarak tasarlamışlardı. Aynı şekilde Türkiye’de çok gündeme gelmiyor ama hemen hemen her gün birçok Avrupa ülkesinde gösteriler düzenliyorlar aynı minvalde. Ancak Türkiye burada inisiyatifi onlara bırakmadı ve çok sert bir şekilde üstlerine indi.

Düşündüklerinden çok daha ağır darbelerle karşılaştılar bu operasyonlarda. Bundan sonra hedef onların en önemli güçleri şüphesiz HDP. PKK yok olmamak için HDP’yi burada daha agresif şekilde kullanmaya devam edecektir diye düşünüyorum. Dikkat ederseniz bu yürüyüşlerde dilleri giderek daha keskinleşti, daha sertleştiler. PKK yok olmamak için HDP’yi daha güçlü şekilde kullanmak isteyecektir Türkiye’de.

“Rusya koz olarak kullanmak için bekliyor”

Durumu en belirsiz olan aslında Rusya. Dikkat edilirse şu ana kadar operasyonlar konusunda tek kelime etmedi. PKK, ABD’nin operasyonlar karşısında kendisini yalnız bıraktığı serzenişinde bulunuyor. Çok büyük ihtimaldir ki, Afrin operasyonu döneminde de aynısı olmuştu; Rusya PKK’nın ABD’den umduğu desteği bulamayıp kendisine gelmesini istiyor. Bir yandan da bunu Türkiye’ye karşı hem Suriye hem Libya konusunda koz olarak kullanmak istiyor. Rusya’yı PKK konusunda ABD’den çok ben sana yararım diyerek açık kapı bırakmak istiyor. Ve onu da Suriye ve Libya konusundaki hesaplarıyla ilgili Türkiye’ye karşı koz kullanmak amacıyla istiyor.

“Türkiye PKK’ya kalıcı darbeler vuracak”

Bu operasyonlar bugüne kadarki operasyonlardan çok farklı. Hem kapsamı hem boyutu, genişliği bir yana aynı zamanda orada PKK’nın var olduğu bölgelerde Türkiye üsler kurarak orada PKK’ya artık kalıcı darbeleri indirme hesabında. Türkiye koronavirüs sonrası süreçte ve Libya’da elde ettiği başarılar sonrası çok güçlü bir hava almış durumda. Dikkat edilirse dünyadan, bazı Arap ülkelerini bir yana bırakırsak operasyona karşı sesini yükselten tek ülke yok. Bu Türkiye’nin gücünden çekinmeyle alakalı bir durum.

Türkiye burada özellikle Bağdat-Erbil ayağını doğru götürürse, ki aynı zamanda her ne kadar ABD PKK’ya destek veriyorsa da bunun ABD’nin tüm birimlerinin ortak politikası olmadığını bilmek lazım. Türkiye bunu yaparken de Washington’la ilişkileri biraz daha iyileştirebilirse, ki bunun emareleri görülüyor, PKK hızla yok olma süreci olmasa da çok ciddi gerilemelere gireceği bir dönemin içine gireceğini düşünüyorum.

Haber7

ABD’den Esed kararı

ABD Suriye’de savaş suçları işleyen Esed’e yaptırım kararı geldi. ABD işlenen savaş suçları nedeniyle Esad’a daha fazla yaptırım olacağı bildirildi. ABD Esad, eşi ve üst düzey 39 kişiye yaptırım uygulayacak.

ABD’den Esed’e karşı beklenen hamle geldi. ABD işlenen savaş suçları nedeniyle Esad’a daha fazla yaptırım olacağı bildirildi. ABD Esad, eşi ve üst düzey 39 kişiye yaptırım uygulayacak.

Uluslararası haber ajansı Reuters, ABD’nin “Sezar Yasası” kapsamında Beşşar Esad ve eşi dahil Suriye’den üst düzey 39 isme yaptırım uygulayacağını duyurdu.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Esad Suriye halkına karşı vahşi savaşını bitirmezse, daha fazla yaptırım uygulayacağız” dedi.

ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Kelly Craft, Donald Trump yönetiminin, Suriye’de rejimin askeri zafer kazanmasını engellemek, rejimi ve müttefiklerini müzakere masasına döndürmek için yaptırımlar uygulayacağını açıklamıştı.

Ayrıntılar geliyor…

Dışişleri’nden ABD’ye ‘Metin Topuz’ tepkisi

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, FETÖ’ye yardım etme suçundan ceza alan, ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu eski çalışanı Metin Topuz ile ilgili ABD yönetiminden yapılan açıklamalara tepki gösterdi. “Türk yargısı bağımsızdır” dedi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu eski çalışanı Metin Topuz hakkındaki mahkeme kararına dair ABD makamlarının yaptığı açıklamalar hakkındaki soruya yazılı cevap verdi.

ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu eski çalışanı Metin Topuz hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin dün açıkladığı kararla “FETÖ Terör Örgütüne Yardım Etme” suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldığını vurgulayan Aksoy, 7 gün içerisinde Topuz’un kararı istinafa götürebileceğini belirterek şunları kaydetti;

“Esasen Metin Topuz, ABD’nin ülkemizdeki temsilciliklerinde çalışan tek FETÖ iltisaklı kişi değildir. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında Kara Harp Okulu’ndan ilişiği kesilen ve 2018 yılı Ekim ayında ABD Büyükelçiliği’nde çalışmaya başlayan Arif Yalçın isimli şahıs da FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne nakledilmiştir. Bu durum FETÖ’cülerin sadece devlet kurumlarına değil, Türkiye’deki ABD misyonlarına da sızdığını ya da sızdırıldığını göstermektedir.

15 Temmuz Darbe Girişimi akabinde FETÖ terör örgütünün elebaşı dâhil ABD’de bulunduğu bilinen FETÖ üyelerine ilişkin olarak adli makamlarımızca yapılan iade taleplerimize bugüne kadar olumlu yanıt alınamamıştır. Bu da ABD’nin FETÖ terör örgütüne duyarsız yaklaşımını ortaya koymaktadır. Bu yaklaşımları neticesinde ABD’nin FETÖ terör örgütü üyeleri için güvenli bir liman haline geldiğini kaygıyla müşahede ediyoruz.

Türkiye’de hukukun üstünlüğü hakimdir ve Türk yargısı bağımsızdır. Ülkemiz, anayasal düzenimize ve milli birliğimize kasteden FETÖ terör örgütüyle mücadelesini evrensel hukuk ilkeleri temelinde kararlılıkla sürdürecektir. ABD makamlarını yargı bağımsızlığı ilkesine saygı duymaya ve yargıyı etkilemeye yönelik tavırlardan uzak durmaya, ayrıca Türkiye’deki bağımsız yargı kararlarına siyasi anlamlar yüklemekten kaçınmaya davet ediyoruz. Kendilerini demokrasi, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin savunucusu ve sahibi konumunda gören müttefiklerimizin konu Türkiye ve insanlık düşmanı terör örgütleri olunca bu temel ilkeleri yok sayması düşündürücüdür. “

Dışişleri’nden ABD’ye Ayasofya tepkisi

Dışişleri Bakanlığı, “Ayasofya, Türkiye Cumhuriyeti’nin mülkiyetindedir ve her türlü tasarruf yetkisi Türkiye’nin iç işlerini ilgilendiren bir konudur. Bu eserlere dair verilmiş ya da verilecek kararlar başka ülkelerin işi olamaz” açıklamasını yaptı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ‘2019 Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu’nun Türkiye ile ilgili bölümlerine ilişkin yöneltilen soruya yazılı cevap verdi.

Aksoy, “ABD Dışişleri Bakanlığının, 10 Haziran’da yayınladığı ‘2019 Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu’nun ülkemize ilişkin bölümü, yine kaynağı belirsiz iddialar içeren, objektiflikten uzak bir dille kaleme alınmıştır” dedi.

Türkiye’nin, din ve ibadet özgürlüğünü tüm vatandaşlar için ayrım gözetmeksizin korunması ve geliştirilmesi hedefini somut adımlarla desteklemeye devam ettiğinin altını çizen Aksoy, Türkiye’de farklı din ve inançların huzur ve uyum içinde yaşadığını ifade etti.

“Türkiye’nin iç işlerini ilgilendiren bir konudur”

Aksoy, Türkiye’nin, son 20 yılda gayrimüslim vatandaşların hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi, hoşgörü ve karşılıklı anlayış ortamının güçlendirilmesi amacıyla önemli adımlar attığına işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu dönemde demokrasimizin daha da ileriye taşınması hedefinin bir parçası olarak, her bir vatandaşımızın haklardan eşit şekilde yararlanabilmesi ve ayrımcılığın her türünün önlenmesi için mevzuatta ve uygulamada büyük kazanımlar elde edildiği şüphesizdir. Raporda, Ayasofya ve Kariye hakkında belirtilen hususları yine son dönemde yapılan bazı açıklamalar bağlamında hayretle karşılıyoruz. Ayasofya ve Kariye, Türkiye Cumhuriyeti’nin mülkiyetindedir ve her türlü tasarruf yetkisi Türkiye’nin iç işlerini ilgilendiren bir konudur. Bu eserlere dair verilmiş ya da verilecek kararlar başka ülkelerin işi olamaz.”

“ABD, dünya kamuoyunun dikkatini başka yönlere çekmeye çalışıyor”

Sözcü Aksoy, Türkiye’nin, topraklarındaki tüm kültürel ve dini varlıkların değerinin bilincinde olup bu eserleri layık oldukları şekilde koruduğunu kaydetti.

Aksoy, “Türkiye’nin dini özgürlüklerin korunması ve ilerletilmesi konusundaki iradesi ve atılan somut adımlar ortadayken, İslam karşıtlığı, antisemitizm, ırkçılık ve yabancı düşmanlığının ABD’de hızla yükseldiği bir dönemde, ABD’nin bu tür raporlarla dünya kamuoyunun dikkatini, ülkesindeki sorunlardan başka yönlere çekmeye çalışması trajikomiktir” dedi.

Rapordaki tüm tutarsızlıkları ve hiçbir mesnedi olmayan maksatlı ifadeleri reddettiklerinin altını çizen Aksoy, “ABD’yi dini özgürlükler ve insan hakları konusunda kendi iç işlerine yoğunlaşmaya davet ediyoruz” açıklamasını yaptı.

ABD’deki olaylarda ‘toplumsal travma’ izleri

ABD’de siyahi bir kişinin polis tarafından öldürülmesiyle başlayan olaylar durulmuyor. Ülkedeki ırkçılığın bir türlü son bulmadığına işaret eden uzmanlar, koronavirüs dönemindeki kimi etmenlerin de kitlelerin öfkesinde kilit rol oynadığı inancında.

ABD’de siyahi George Floyd’un polis müdahalesi sonucu hayatını kaybetmesinin ardından başlayan protestolar son günlerde boyut değiştirdi. İlk etapta pankartlarla yürüyen kalabalıklar polisle çatışmaya, kamu kurumlarını ateşe vermeye, mağazaları yağmalamaya başlayınca ortaya eşine çok az rastlanır görüntüler çıktı.

Yerel yönetimlerin kontrol edemediği olaylar nedeniyle çok sayıda bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edilirken, ulusal muhafızlar şehirlere indi ve göstericilere doğrudan müdahale etmeye başladı.

Tüm bunlar yaşanırken söz konusu polisin tutuklanması, ABD yönetiminden gelen ‘gerekeni yapacağız’ mesajı ve diğer adımlar göstericilerin öfkesini dindirmedi. Öyle ki ilk başlarda sadece Minneapolis’ta başlayan gösteriler önce ülke geneline yayıldı, ardından Kanada, Fransa, İngiltere gibi yerlerde benzer tepkilere neden oldu.

ABD’deki ırkçılık hiçbir zaman tam anlamıyla bitmedi

Peki ABD’deki Afro Amerikalılar başta olmak üzere kitlelerin öfkesi neden bir türlü dinmek bilmiyor? Tüm bu yaşananlarda ABD’nin koronavirüsle mücadeledeki başarısızlığı, sağlık sisteminin tamamen ‘parası olanlar için’ iyi işlemesi, salgın nedeniyle hayatını kaybedenlerin çoğunluğunun göçmen olması ve nihayetinde 41 milyon kişinin bu dönemde işsiz kalması gibi süreçler kitlelerin George Floyd’un ölümüne gösterdikleri tepkiyi ne kadar etkiledi?

Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı’ya göre ABD’de yaşanan olayların toplumsal açıdan farklı boyutları var.

ABD’deki Martin Luther King Jr ve diğerleri tarafından 1955-1968 yılları arasında yürütülen sivil haklar hareketinin ırk ayrımı sistemini muhafaza eden yasaları feshettirdiğini hatırlatan Prof. Dr. Narlı, “O dönemde atılan adımlar Afro-Amerikalılara karşı yıllardır süren ırkçı ayrımı ortadan kaldırmış olsa bile, ırk temelli ayrımcılık günlük hayatta olduğu kadar kurumsal düzeyde de son bulmadı” dedi.

2017’den 2019’a kadar ABD’deki polis şiddetinden ölenlerin oranında yüzde 1,7’lik artış görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Narlı, “Bu ölümlerin etnik gruplara göre dağılımına bakıldığında 2017-2019 arasında sadece siyahi Amerikalılarda ölümlerin arttığı dikkat çekiyor. Bu iki yılda polis şiddeti ölüm oranlarında beyaz Amerikalılar’da yüzde 19’luk, Hispaniklerde ise yüzde 11’lik bir düşüş olurken, Afro-Amerikan vatandaşların ölümlerinde yüzde 5,3’lük bir artış var” bilgisini paylaştı.

Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı. Foto: AA

[Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı. Foto: AA]

Afro-Amerikalılar zulüm ve işkenceleri unutmadı

Tarihten gelen sorunlar, koronavirüs dönemindeki sıkıntılar, George Floyd’un polis şiddeti sonucu hayatını kaybetmesi ve bu ölümün herkesin gözü önünde gerçekleşmesi gibi etmenlerin bir halkanın zincirleri olduğunu anlatan Prof. Dr. Narlı, “Bugün yaşananların geçmişteki olaylarla arasında bir bağ var mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Afro Amerikalıların atalarının köle olarak Afrika’dan getirilmesi, kendilerine reva görülen zulüm ve işkencelerin yüz binlerce insanın ölümüne sebep olmasını unutmadılar.

Siyasal hafızalarında canlı olan bu geçmiş ile uzlaşabilmeleri için kendilerine karşı ayrımcılığın sona erdiğinden emin olmaları ve ayrımcılık yapanların pişman olduklarını bilmeleri gerekir. Polis şiddetinin Afro-Amerikalıları hedef alması ve ‘beyaz üstünlüğü’ hareketinin yaygınlaşması onların kölelik geçmişi ve hayatlarının hiçe sayılması anlayışına göre hareket edilen dönemlerin travmalarını deşiyor, canlarını tekrar acıtıyor ve can güvenlikleri ile ilgili endişelerini katlıyor.”

ABD'deki protestolar bir süre sonra polis araçları ve mağazaların hedef alındığı gösterilere dönüştü. Foto: Reuters.

[ABD’deki protestolar bir süre sonra polis araçları ve mağazaların hedef alındığı gösterilere dönüştü. Foto: Reuters.]

 Salgın dönemi ABD’nin bazı defolarını ortaya çıkardı

Prof. Dr. Nilüfer Narlı, bugün yaşanan protestoların temelinde koronavirüs döneminde yaşanan kimi sancılı süreçlerin de yer aldığına işaret ederek, “Salgın döneminde çok sayıda yoksul hayatını kaybetti. Ve onların arasında Afro Amerikalılar ve Hispaniklerin çoğunlukta olması siyasal hoşnutsuzluğu güçlendirdi.

Ayrıca koronavirüs ABD’nin sağlık ve eğitim sistemindeki eşitsizliklere ayna tuttu. Bu eşitsizliklerin insan yaşamını hiçe saydığı algısı sivil toplum örgütlerini, entelektüelleri ayağa kaldırdı. Sosyal medya paylaşımlarında ‘yoksul isen öl’ ve ‘sağlık sorunun varsa öl’ gibi bir anlayışın ülkede egemen olduğu inancına dair paylaşımlar gördük. Bunlar son derece önemli belirtilerdi.

Haksızlık ve adaletsizliğin güçlenmesi endişesini paylaşanlar, George Floyd’un polis şiddeti sonucu hayatını kaybetmesine tepki gösterirken adaletsiz uygulamaların yaygınlaşmasını önleme refleksi ile hareket ediyor. Bu geniş kitle ABD’nin özgürlükler ve fırsatlar ülkesi olduğuna inançlarını kaybetmek istemiyor.”

ABD yönetiminin atması gereken adımlar belli

Olayların dinmesi için ne tür bir yaklaşım sergilenmesi gerektiği konusuna da değinen Prof. Dr. Narlı, “Haksızlığa uğrayanın acısının ve sesinin duyulması, haksızlık yapanların cezalandırılması ve bu tür olayın bir daha asla olmayacağını garanti edecek düzenlemenin yapılması gibi adımlar ancak süreci dindirebilir. Ayrıca bu tür durumlarda protestocular otoriteden büyük bir özür beklentisi içine de girerler” şeklinde konuştu.

Bu kadarı da fazla! Korona sonrası CHP Türkiye’yi ABD’ye şikayet etti… Gerekçeleri pes dedirtti

CHP ABD Temsilcisi Yurter Özcan’ın, ABD Adalet Bakanlığı Ulusal Güvenlik ve Casusluğa Karşı Koyma Departmanı bünyesinde faaliyet yürüten FARA’ya hazırladığı raporda, Türkiye koronavirüs salgınına karşı önlem alınmadığı gerekçesiyle şikayet edildi.

Türkiye’nin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı yürüttüğü destansı mücadele tüm dünyaya örnek olurken, içimizdeki memleket düşmanları kin kusmaya devam ediyor. Her fırsatta Türkiye’yi uluslararası arenada şikayet eden CHP, yine rahat durmadı.

CHP’nin ABD Temsilcisi Yurter Özcan’ın, ABD Adalet Bakanlığı Ulusal Güvenlik ve Casusluğa Karşı Koyma Departmanı bünyesinde faaliyet yürüten Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası’na (FARA) hazırladığı raporda, Türkiye’yi şikayet ettiği ortaya çıktı. Türk hükümetinin salgına karşı önlem almadığı hezeyanının sarf edildiği raporda, tepki çekecek ifadelere yer verildi.

Gazeteci Emre Erciş, rapora dair detayları Twitter hesabından paylaştı. Erciş’in paylaşımları şu şekilde:

CHP, Türkiye’nin KOVİD-19 mücadelesini, ABD Adalet Bakanlığı Ulusal Güvenlik ve Casusluğa Karşı Koyma departmanı bünyesinde faaliyet yürüten, “Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA)” kayıtlarına manipüle ederek geçirmeye ve Cumhur İttifakı hükümetini ABD’ye şikayete devam ediyor.

ABD’nin Neocon kanadına ait WINEP bünyesinde 28 Şubat Post Modern Darbenin mimarı ve oyun kurucusu Alan Makovsky emir komutasında faaliyet yürüten CHP ABD Temsilcisi Yurter Özcan tarafından hazırlanan ve FARA kayıtlarına servis edilen son bilgilendirme raporunun tarihi 6.5.2020

Geçtiğimiz hafta hazırlanan ve FARA kayıtlarına geçen sözde rapora göre, Cumhurbaşkanımız Sn Erdoğan’ın talimatıyla KOVİD-19 ile mücadele kapsamında CHP’nin sözde ücretsiz maske dağıtımı ve halkın ücretsiz maskelere ulaşmasının engellendiği şeklinde bir manipüle yapılıyor.

CHP, Sn Erdoğan ve hükümet yetkilileri tarafından uygulanan bu sözde ücretsiz maske dağıtımı yasağını deliyor ve tüm sözde baskı ve yasağa rağmen İstanbul, Ankara, İzmir, Sivas, Yozgat, Giresun, Zonguldak, Kocaeli, Konya, Karabük, Diyarbakır’da 125.000 ücretsiz maske dağıtmış durumda.

Bunun adı muhalefet değil. Bunun adı Türkiye Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerini, en önemli değer olan insan yaşımını KOVİD-19 pandemesi sürecinde bilinçli ve siyasi menfaat uğruna ölüme mahkum etme iddiasıdır ve alçakça bir iftiradır.

CHP, iktidar olmak uğruna 28 Şubat darbesinin mimarı olan Neoconlara sadece koşulsuz itaat edip emirlerini yerine getirmiyor. CHP, aynı zamanda kendi insanı üzerinden dezenformasyon yapıp Sn Erdoğan ve hükümet yetkililerini KOVİD-19 pandemisi sürecinde tedbir almamakla suçluyor.

Artık devreye Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı mı girer ya da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı mı girer bilmiyorum ama birileri CHP’nin ABD’deki lobi faaliyetleri ve FARA arşivine soktuğu rapor ve belgeleri incelemeli.

Güvenlik ve Terör Uzmanı açıkladı: Devreye Murdoch girdi

Güvenlik ve Terör Uzmanı Coşkun Başbuğ, İYİ Parti ve HDP’nin işbirliğinin deşifre olmasının ardından, ABD’li Yahudi medya patronu Rupert Murdoch’un devreye girdiğini ve kanalı FOX’ta ittifakı gizlemeye çalıştığını bildirdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “HDP’yi terör örgütü PKK’nın uzantısı” olarak nitelemesi kapalı kapılar ardında ittifak yaptığı HDP’yi kızdırdı. Eski HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, İYİ Parti ile işbirliği yaptıklarını açıkladı. Sırrı Süreyya Önder, İYİ Parti’nin seçim döneminde kendilerinden hangi bölgede kiminle çalışılması konusunda fikir aldığını söyledi.

Bunun üzerine paylaşımda bulunan Güvenlik ve Terör Uzmanı Coşkun Başbuğ, “Atatürkçü(!)CHP, muhafazakar(!)SP, milliyetçi(!)İP ve PKK/YPG/HDP’nin gizli ittifakı Sırrı Süreyya Önder’in sözleriyle belgelendi. Devreye Murdoch girdi ve kanalı FOX’ta ittifakı gizlemeye ve düne kadar baştacı olan oyun bozan Sırrı’yı tukaka yapmaya kalktı. Oyun öyle sırıtıyor ki.” ifadelerini kullandı.

İşte o tweet:

Venezuela’da yakalanan ABD’lilerin amacı Maduro’yu kaçırmakmış

Venezuela güvenlik güçlerinin ülkeye girerken yakaladığı ABD’lilerden, Luke Alexander Denman’ın, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırmak üzere ülkeye geldiği açıklandı.

Devlet Başkanı Maduro, ülkeye girerken yakalanan ABD’li Denman’ın sorgu sırasında kaydedilen videosunu Twitter hesabından paylaştı.

Denman, Venezuela’da yapılacak eylemlerin SilverCorp CEO’su Jordan Goudreau tarafından planlandığını söylediği videoda, Kolombiya’da bir grup Venezuelalıyı eğitip ardından eylem için Venezuela’ya gideceklerini belirtiyor.

Goudreau’nun operasyon karşılığında 50 bin ila 100 bin dolar ödeyeceğini söyleyen Denman, videoda Venezuela’ya gelme amaçlarına ilişkin, “Jordan’dan (Goudreau) aldığım tek talimat, Maduro’yu uçağa kadar güvenli bir şekilde götürebilmemiz için havaalanının kontrolünü ele geçirmemdi.” ifadelerini kullanıyor.

SilverCorp ile Venezuela’da kendini geçici Devlet Başkanı ilan eden Juan Guaido arasında yapılan anlaşmayı gösteren Denman, videoda Goudreau’nun ABD Başkanı Donald Trump için çalıştığını, eylem için silah ve teçhizatların da kendilerine SilverCorp tarafından verildiğini belirtiyor.

Ne olmuştu?

Venezuela’da 3 Mayıs’tan bu yana güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonlarda, hükümetin silahlı eylem, suikast ve darbe yapmak için ülkeye sızmaya çalıştığını savunduğu ikisi ABD’li 17 kişi yakalanmıştı.

Devlet Başkanı Nicolas Maduro, yakalanan ABD vatandaşları Luke Alexander Denman ve Airan Berry’nin pasaport, kimlik bilgileri ile SilverCorp şirketi kartlarını göstermişti.

Çok sayıda askeri teçhizat ve ağır silahın ele geçirildiği operasyonlarda Venezuela’da Ocak 2018’de Guaido öncülüğündeki askeri kalkışmada yer alan ve sonradan kaçan eski Bolivarcı Ulusal Muhafız Birliği mensubu Antonio Seqea da yakalanmıştı.

Maduro, yakalanan kişilerin ABD ve Kolombiya hükümetlerince desteklendiğini, Guaido ile ilişkisi olduğunu savunmuş ve düzenlediği basın toplantısında, yakalanan kişilerin operasyon planını düzenlemekle itham ettiği SilverCorp ile Guaido’nun imzaladığını belirttiği anlaşmayı göstermişti.

Venezuela Devlet Başkanı, ülkesine yönelik darbe planlarının, mart ayında, Kolombiya’dan Venezuela’ya silahlı eylem yapılması için silah gönderdiğini açıklayan eski Tümgeneral Cliver Alcala ile başladığını söylemişti.

ABD ve Kolombiya’nın ülkesinde yapılmak istenen silahlı eylemleri desteklediğini savunan Maduro’nun, son saldırı girişimlerinin başlangıcı olarak nitelediği eski Tümgeneral Alcala ise mart ayının sonlarında Kolombiya’da katıldığı bir radyo programında silahlı eylem yapılması amacıyla Guaido ile anlaşarak ülkeye silah gönderdiğini duyurmuştu.